Winter Burrow kışın en yoğun günlerinde kapalı havaya karşı perdeleri çekip oynamak isteyeceğiniz, içini ısıtacak bir oyun.
Hiç küçükken köye gittiğinizde ışıkları yanmayan, pencereli çivilenmiş, boyası sıvası dökülen bir ev görüp “Acaba burada kim yaşıyordu?” diye büyüklerinize sorduğunuz oldu mu? Olduysa cevap kulaklarınızda yankıladı bile, olmadıysa da ben vereyim, “Orada Sakız Hanım ile Mahur Bey otururdu, ikisi de vefat edince çocukları bir daha uğramadı,” der o cevap genelde. Üzücüdür, bir zamanlar sobası tüten o evin karanlık hâlini görmek insanın içini sıkar. İşte Winter Burrow da anne babamızdan bize kalan o evi geri almaya, sobasını yakmaya gidiyoruz.
Duymayan Kalmasın: Evin Sahibi Geri Döndü
Winter Burrow muazzam el çizimi hikâye anlatımıyla daha ilk saniyeden sizi içine çekmeyi başarıyor. Yabancıların “cozy” dediği (benim içinizi ısıtacak dediğim) tarzda bu anlatımlar ve oyunun genel sanatsal tasarımı. Öyle ki görüntüler azıcık kıpırdayıp hareket etse ödev olmayan bir Aralık ayının cumartesi sabahında, sırf çizgi film izlemek için erken kalktığım günlere geri dönecektim. Gökçe bir minik fare ailesiyle karşılıyor bizi oyun; ormanda bir ağaç deliğinde mutlu ve sıcak bir yuvaları var. Lakin masallardaki gibi mutlu mesut yaşayamıyorlar, ormandaki tehlikeler artıp şartlar zorlaşınca anne ve baba çocuklarını alıp şehre gidiyorlar; geride bir tek teyzemiz kalıyor. Şehirde öyle özgürlük bulamıyorlar tabii, iş desen kısıtlı, aş desen az.

Anne baba madende zor şartlar altında, “Yeteri kadar altın toplayıp evimize geri döneceğiz,” hayali yüreklerini ayakta tutarak yıllarca çalışıp duruyorlar. Eve dönmeye yetecek altın biriktiriyorlar biriktirmesine ama ağır çalışma şartları minik bedenlerine hafif gelmiyor ve hayata gözlerini yumuyorlar. Anne ve babasının kan ter içinde kalıp uğruna yaşama veda ettikleri altın ile de ana karakterimiz genç fare “Başlarım böyle şehir hayatına, sonum annem babam gibi olmayacak!” diye gazlanıp alıyor bohçasını, kar kış demeden çıkıyor yollara ve yıllar önce terk etmek zorunda kaldıkları evine dönüyor.
Winter Burrow’un hikâyesi böyle duygusal bir giriş yapıyor. Eve geldiğimizde karşılaştığımız manzara ise bize amacımızı veriyor: Bir zamanlar sıcacık bir yuva olan soğuk harabeyi yeniden eve çevirmek. Genç fare eve girdiğinde her şeyin toz altında kaldığını, eşyaların kullanılamaz hâle geldiğini görüyor. Malum hava buz gibi, ilk işimiz hemen şömineyi yakmak. Dışarıdan iki taş, iki odun toplayıp önce tamir edip sonra da ateşi yakıyoruz ve geçmişimizi yeniden inşa etmeye böyle başlıyoruz. Evin hâline üzülen ana karakterimiz “Yahu bu teyzem niye eve bakmamış ki?” biraz sitemle kendi kendine soruyor ve bir gidip onu bulayım diye düşünüyor. Teyzesinin evini hafızasından çıkartıp bir bakıyor ki yıllar teyzesine de acımamış, o da yaşlanmış.

Yeğenini görünce çok sevinen teyze eve bakamadığı için özür dileyip kara haberi alınca üzülüyor. Karnımızı doyurup bize eve çeki düzen vermek için faydalı bilgiler ve yeni alet edevat, eşyaların tarifini anlatıyor. Ufaktan da çiftçiliği bize öğretiyor ki tam dahasını öğrenelim derken bir baykuş gelip onu kaçırıyor ve hikâyemizin ikinci perdesi de burada açılıp ilerliyor. Buradan sonra yaşananları anlatmak için çok fazla kelimeye ihtiyaç yok çünkü arayışımız sırasında yeni bir karakterle tanışıyor, ona yardım ettikten sonra yeni yemek ve eşya tarifleri açarak yolumuza devam ederek başka bir karakterle tanışıyoruz. Ona da yardım edip yeni eşya tarifleriyle yolumuza devam ediyoruz. Sevimli bir hikâye olduğu doğru ama işlenişi kendini hemencecik tekrar ediyor. Bu oyundan çok da epik bir macera anlatısı beklemek ne kadar doğru olur? Orası tartışılır.
Winter Burrow Karmaşık Bir Oynanış Sunmuyor
İşin oynanış kısmına geldiğimizde de bizi öyle karmaşık sistemler, dallanıp budaklanan bir eşya üretim sistemi beklemiyor. Hatta mevcut hayatta kalma sistemi bile türün diğer oyunlarına göre çok daha az cezalandırıcı. Karakterinizin sağlık, açlık, vücut ısısı ve enerji barı bulunuyor. Burada en çok dikkat etmeniz gereken ve sizi diğerlerine göre daha zorlayacak tek ihtiyaç vücut ısısı çünkü temeli bir oyun mekaniğine dayanıyor. Kara kışın ortasında olduğunuz için dışarıda geçirdiğiniz her saniye üşüyorsunuz. Soğuğa havadan sizi koruyan kalın kıyafetler dikerek üşüme direncinizi biraz artırmanız mümkün ama er ya da geç soğuk genç faremizin kemiklerine işlemeye başlıyor; ya hızlıca eve dönüp şömine başına kurulmanız ya da gerekli eşyalarınız varsa ateş yakmanız gerekiyor.

Soğuk havaya karşı dikkat etmeniz gereken bir alt katman ise günün hangi vaktinde olduğunuz. Sabahları ve öğlen vakitleri sizi daha ılımlı bir hava beklediği için yolculuk etmek ve kaynak toplamak sırasında soğuk size çok bir zorluk vermiyor. Ama güneş batmaya başladığı an hemen bir plan yapmanız şart çünkü karanlık çöktüğü an buz gibi hava birden bastırıyor ve çok hızlı ısı kaybetmeye başlıyorsunuz. Buraya bir de parantez açalım, gündüzleri soğuk çok etkilemiyor dedik ama hiç beklenmedik bir anda bastıran kar fırtınası sırasında da çok üşüyorsunuz, ilave olarak da görüşünüz epey azalıyor. Akşamları da havanın karamasıyla dışarıda yolunuzu bulmak epey zorlaştığı için gidiş geliş mesafelerinizi iyi ayarlamanız gerekiyor. Kötü şartlara yenik düştüğünüzde ne mi oluyor? Winter Burrow sizi çok cezalandırmıyor, karakteriniz geri evinde uyanıyor ve ‘bayıldığı’ yerde eşyalarını geri almanız için bırakıyor.

Peki soğuğa karşı ne yapabiliyoruz? Yukarıda da bahsettiğim gibi annenizin koltuğuna oturup kendinize yün ceket, pantolon, bere örebiliyorsunuz. Çıkmadan önce içini ısıtabilecek bir yemek hazırlayıp yiyebiliyorsunuz, hatta olur da yolda işler zorlaşırsa diye yanınıza da alabiliyorsunuz. Yemeklerin size verdiği farklı avantajlar da oluyor. Sıcağa karşı sizi koruyan, enerjinizi biraz daha artıran veya hareket hızınızı önemli ölçüde geliştiren tarifler var. Gideceğiniz yolculuğun uzunluğuna göre bunları planlayabiliyorsunuz. Her türlü eşya ve yemek tarifini de hikâyede ilerleyip yeni karakterlerle tanışarak açabilirsiniz.
Ormandaki Tek Tehlike Soğuk Hava Değil…
Dışarıda bizi bekleyen tek tehlike soğuk mu peki? Kesinlikle hayır, yaban ellerde bizim boyumuzda olan böcek, karınca ve örümcekler bizi ham yapmak için bekliyor. “Ben örümcekten korkarım!” diye çıkış yapanlarınız varsa çıkmasın çünkü geliştirici ekibimiz sizi düşünüp örümcekleri kapatma seçeneği eklemiş. Peki ben bu tehlikelere karşı kendimi nasıl savunacağım derseniz elinize bir balta alıp böceklere vuracaksınız. Çok gelişmiş bir savaş sistemi beklemenize gerek yok bu oyundan. Öyle zamanında atılan bir savuşturma, bloklama veya açık bulup karşı atak şansı yaratmak yok. Winter Burrow’da düşmanın animasyonuna göre vuracağınız zamanı bilip bir iki vurduktan sonra kaçarak her türlü savaştan sağ çıkabilirsiniz.

Oyun haritası çok fazla özgürlük isteyen oyunculara kendilerini kafese tıkılmış gibi hissettirebilir çünkü yeni bölgelere erişmek için engelleri aşmak için daha sağlam bir alet (Mesela yolu kapatan granit kayaları kırmak için granit kazmaya ihtiyacınız oluyor) kullanmanız gerekiyor ve bu yeni eşyaları da ancak hikâyede ilerleyerek açabiliyorsunuz. Yani bir sandbox oyunucusu iseniz Winter Burrow sizin için çok iyi bir seçenek olmayabilir. Peki keşif yapmak sizi hiç mi ödüllendirmiyor? Ödüllendiriyor, haritanın bazı yerlerinde girişi minik bulmacalarla kapatılmış veya karanlığa boğulmuş kısımlarında bazı parşömenler gizli. Bunları alarak yeni eşya tarifleri açabiliyorsunuz.
Attığınız Her Adıma Dikkat Edin, Onlar Size Yol Gösterecek
İşin keşif kısmını benim için güzelleştiren ama bazı oyuncuların hoşuna gitmeyecek farklı bir sistem ise mini harita veya açıp okuyabileceğimiz harita olmaması. Evet, orman bölümlere ayrılmış durumda. Şuraya şu aralıktan geçip gidiyordum diye kafanızda tutmanız gerekiyor. Bu ilk başlarda kulağa zorlayıcı gelse de hiç de öyle değil çünkü oyunun dünyası çok geniş değil, hele yukarıda dediğim gibi yeni eşyalar açana kadar girebileceğiniz bölgeler kısıtlı olduğu için siz mevcut bölgelerde bir şey bırakmıyor olursunuz. Harita olmamasına sistem dememin sebebi ise yer yön bulmak için karda bıraktığınız izleri kullanmanız gerektiğiydi. Evden çıktığınız andan itibaren bıraktığınız ayak izleri eğer güzel bir planlama yaptıysanız sizi kolaylıkla eve geri götürebilir; ama çok fazla daire çizdiyseniz ormanda bir sağa bir sola bakmanıza da sebep olabilir. Hem haritasızlığa hem de ayak izi sistemine zorla da olsa alışıyorsunuz çünkü oyunun başlarında envanteriniz çok dar olduğu ve sürekli bir eşya üretmek için eve geri dönmeniz gerekiyor. Benim için az sayıdaki olumsuzluklardan biri buydu, görev beni sürekli eve geri gitmeye zorluyordu ve daha ilk saatlerde aynı yolu git gel yapmak bayabiliyor.
E Artık Toplayalım…
Kapatmadan önce oyunun sanat tasarımı, grafikleri ve seslerine gelelim. İncelemenin başından beri oyun iç ısıtıyor deyip duruyorum, grafik ve sesler bunların en büyük etmeni. Grafikleri Steam mağazasındaki fotoğraflarda gördüğüm gibi “Aha, Don’t Starve!” dedim kendi kendime. Onun dünyası yine tehlikeliydi, Winter Burrow o kadar değil. Sesleri çok iyi tasarlamışlar, gerçekten o dünyanın içine öyle bir oturuyor ki büyük yapımlarda bile gördüğümüz “Bu ses buraya gitmemiş ya,” demiyorsunuz. Müziklerin de karışımını çok iyi ayarlamışlar, arka fonda o kendi kendine çalıyor ve ne tekrara düştüğünü hissettirip sizi sıkıyor ne de oyunun önüne geçecek kadar sesli olup rahatsız ediyor. Grafik ve sesler gerçekten en üst seviyede. Zaten el çizimi grafik benim gözümde her zaman üç puan önde başlar indie yapımlarda.

Açılabilecek her şeyi açtım, hikâyede de bir şey bırakmadım. Oyun sonu içeriklerinde beni ne bekliyor diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Açıkçası çok bir şey beklemiyor, klasik hayatta kalmak için gerekli kaynakları toplayıp yetiştirebilir ve evinizi dekore etmek için çabalayabilirsiniz. Bu kadar, fazlası yok. Zaten oyun size çok uzun bir macera vadetmiyor, 8-10 saat arasında oyundan alabileceğinizi alıp koleksiyonunuza kaldırabilirsiniz. Ha bu oyun öyle açayım, saatlerce oynayıp bitireyim diyeceğiniz bir oyun da değil. Baktınız hava dışarıda çok soğuk, iç bunaltıcı bir hava var. Yapacak hiçbir şey de bulamadığınız da açın oynayın. İşte Winter Burrow tam böyle bir oyun.
RAGEMETRE
İyi Yanları var Yok Değil
– El çizimi grafikleri ve sanat tasarımı üst seviyede.
– Hikâyesi ve oynanışıyla iç ısıtan bir atmosfer yaratıyor.
– Karlı orman havası harika yansıtılıyor.
– Haritada bıraktığınız izlerle yol bulmanız güzel bir detay.
– Ses karışımı iyi dengelenmiş.
Kötü Yanları da Var ama
– Oyunun başlarında çok fazla eve geri dönüyorsunuz.
– Hikâye görevleri yaratıcılıktan uzak, hepsi temelde aynı.
– Hikâyede zamana karşı yarışırken NPC’lerin getir götür görevleri bunu baltalıyor.
– Birkaç eşya hariç diğer her şey dekor amaçlı kalıyor.

Bizden Çıkan Puan: 7.2 / 10
Winter Burrow, soğuk kış günlerinde üzerine ince bir battaniye çekip birkaç saat içinizi ıstacak bir hayatta kalma deneyimi sunuyor.

