Motor Town: Behind The Wheel, zengin şoförlük yelpazesiyle sizi her gün yeni bir aracın direksiyonuna davet ediyor.
Daha çocuk yaşlarda bir hafta “Büyüyünce tır süreceğim!” dedikten on gün sonra fikir değiştirip, “Hayır! Tır değil otobüs süreceğim!” dediğiniz oldu mu? Sonra televizyonda yarışları izledikten sonra “Ben en iyisi yarışçı olayım!” da dediniz ve o karar yine değişti; en son da suçlu-polis kovalamacı görüp “Polis olup suçluları arabayla kovalayacağım!” fikrinde karar kıldınız. Yıllar geçti, okul okudunuz; büyüdünüz, özgeçmişinizi attınız almadılar gibi gibi… Sonra 8-5 monoton bir iş buldunuz. Bu hayalleriniz rafa kalktıysa indirin efendim, çünkü Motor Town: Behind the Wheel çocukluk hayalinizi gerçekleştirmek için geldi.
Jeju Adası’na Hoş Geldin, Burada Herkese Göre Bir İş Var
Klasik aracınızla Jeju Adası’na geldiniz, Gangjung Kasabası’nda karavandan bozma bir eve yerleştiniz. Demirbaşlar ve yatağınız hariç hiçbir şey yok, ne lazım? Para. Evden çıkıp yolun karşısındaki lojistik firmasına gidiyorsunuz, bana iş lazım dediğiniz an hiç tecrübenize aldırmadan size ellerindeki en ufak külüstür kasalı kamyonetin anahtarını veriyorlar. “Al,” diyor patron, “Seç kafana göre bir iş, takıl. Ben zaten payımı otomatik alacağım. Kamyona alışınca daha iyi veririz.” Atlıyorsunuz kamyonete, beş sokak ilerideki marketin ilan açtığını görüyorsunuz. Hemen yola çıkıp alt sokaktaki toptancıdan malları yüklediniz. Bitti mi? Bitmedi, kasaya çıkıp tek tek bütün paletleri kayışla bağladınız. İşte şimdi yola çıkabilirsiniz.

Ertesi gün yolunuz otogarın oradan geçiyor. Bir bakıyorsun küçükten büyüğe birçok otobüs sıralanmış. Hemen içerideki hareket müdürüyle konuşuyorsunuz, ehliyetim var dediğiniz gibi size en ufak otobüsün anahtarını veriyor. Biniyorsunuz, ekrandan hangi güzergâhın otobüsünü olacağınızı seçiyorsunuz. İlk durağa yanaşıp dörtlüleri yakıyorsunuz, yolcular biniyor. Hepsi inince geri yola çıkıyorsunuz. Yolda tümsekten falan hızlı geçeyim falan demeyin sakın ha! Kızıp bağırıyorlar size, puanınız düşüyor. Bugün de böyle geçip gidiyor Jeju Adası’nda.
Bir sonraki gün taksi durağına yolcu olarak gidip taksi şoförü olarak çıkıyorsunuz. Hemen on metre ileride bir beyefendi size el ediyor, sabah telaşı otobüs kaçınca işe yetiştir beni diyor size. Gideceği yere gidince parayı alıp tam gidiyorsunuz ki o da ne? Yol kenarında kalmış bir araç var, taksi durağının yanında boşta yatan kiralık bir çekici vardı, külüstür bir şey. Hemen gidip onu alıyorsunuz ve bir anda yol yardım personeli oluyorsunuz. İşte Motor Town: Behind the Wheel tam olarak böyle bir oyun. Canınız o gün o saat o saniyede ne istiyorsa hemen yapabilirsiniz. Bu saydıklarım oyunda olan mesleklerin sadece üç tanesi…

Kamyon şoförü, taksicilik, otobüs şoförü haricinde polislik, ambulans şoförlüğü ve yarış pilotu da olabiliyorsunuz. Bitti mi? Yok, bitmedi; bu meslekler de kendi içinde gruplara ayrılabilir. Mesela, kamyon şoförü oldunuz. Şehir içi kısa mesafe teslimatlar yaptıkça tecrübeniz ve seviyeniz artıyor. Seviyeniz arttıkça daha geniş kasalı kamyonlara geçiyorsunuz, mesafeyi biraz artıyorsunuz. İyice piştikten sonra da dorseli tırlara geçip adanın öteki ucundaki kasabalara ve oyunun ikinci adası Oji Adası’na yük çekebiliyorsunuz. Bütün mesleklerin gelişimi bu yolu izliyor. En alt kademeden başlayıp sürdükçe deneyim kazanıyor ve uzun mesafelere çalışabiliyorsunuz.
Burada diğerlerinden biraz farklı varyasyonlara sahip iki iş var: Ambulans şoförü ve yol yardım personeli. Ambulans şoförlüğünde normal şehir içi hasta taşımacılığının yanında bir de belli bir bölgede mahsur kalmış insanları arayıp kurtarmanız gereken iş dalı var. Zorlu yol şartlarına dayanıklı askeri personel aracı-vari ambulansınıza atlayıp alana gitmelisiniz. Aracın giremeyeceği yerlerde mahsur kalan kazazedeleri bulduğunuzda sırtınıza atıp onları araca kadar taşımanız da gerekiyor. Yol yardım da ise üç farklı iş dalı var. Yolda kalmış araçları arkanıza bağlayıp en yakın sanayiye çektiğiniz hafif işler var. Kazaya karışıp ters dönmüş araçları kurtarmanız gereken, biraz da efor isteyen, bir iş dalı var. Bir de A noktasından B noktasına kasanızda araç taşımanız gereken bir işler var.

İşin oynanış tarafında ilk başlarda sıkılmanız imkansıza yakın, eğer (büyük bir eğer) türü seviyorsanız. Türü sevmiyorsanız zaten iki saat oynadıktan sonra oyunun size sunduğu her şeyi görüp bir daha açmamak üzere kapatırsınız. Sizi sıksa sıksa ne sıkar biliyor musunuz? Belki haritanın hep aynı yerlerinde çalışmak sıkabilir, bir yerden bir yere giderken hep aynı yerlerden geçtiğiniz için bayabilirsiniz. Ona da düşük bir ihtimal yazıyorum çünkü harika büyük, gerçekten büyük ve geliştirici ekip her güncelleme ile sürekli haritaya yeni bölgeler ekliyor. Bir bölgeden veya adadan sıkıldığınızda diğerine geçip biraz da orada takılabilirsiniz. Eksi bir not, haritanın yerleşim bölgeleri dışındaki yerleri oldukça boş.
“Tek başıma sıkılıyorum ben yahu!” diyenleri de düşünmüşler. Oyununuza başka arkadaşlarınızı da çağırabiliyorsunuz. Birlikte yollarda dilediğiniz gibi gezebilir, konvoy şeklinde yük veya yolcu taşıyarak şirketinizi büyütebilirsiniz.
Çalıştık Çalışmasına da Ne Yapacağız Bu Kadar Parayı?
Aman efendim, derdiniz bu olsun! Parayı harcayacağınız ilk yer kesinlikle kendi aracınız olmalı. Neden mi? Yukarıda patronun konuşmasına ufak bir detay vardı benim payım otomatik kesilecek zaten diye. Evet, şirketlerin kiralık araçlarını kullanırken her işten bir miktar paranızı kesiyor. Bunu önlemek için de kendi kamyon, tır, otobüs, taksi artık ne yapacaksanız alabilirsiniz. Araç yelpazesi gerçekten geniş. Hemen hemen her bütçeye uygun bir araç var, ben hızlıca alayım ama param yok derseniz de uygun faiz oranlarıyla kredi çekebiliyorsunuz.

Aldığınız araçları da özelleştirme seçenekleriniz mevcut. Tırınızın aydınlatması size yeterli gelmiyorsa istediğiniz her yerine LED bar takabiliyorsunuz. Kozmetik aksesuarları aldıktan sonra nereye isterseniz takma olayı gerçekten güzel olmuş. Bunlar dışında daha fazla motor gücü, fren, şanzıman isterseniz de taktırma şansınız var. Rengini beğenmediğinizde boyatabilir veya üstüne çıkartmalar, kaplamalar da uygulayabiliyorsunuz. Kısacası özelleştirme seçenekleri bol, kendi tarzınızı yansıtan bir araç yapamama ihtimaliniz epey az.
Bu Şirket Öyle Kolay Kurulmadı Sevgili Torunum…
Para harcayarak kazanmanın bir diğer yolu da şirket kurmak. Sürücü seviyeniz artıp daha uzun yol yapan araçlara geçtiğinizde eski aracınızı galericilere ölü fiyatına satmak yerine şirketiniz adına kayıt ettirebilirsiniz. Bu aracı da işe aldığınız personel kullanıp karşılığında size para kazandırabilir. Kamyonet ile belirlediğiniz bölgede teslimatlar yapabiliyor, taksiye çıkabiliyor veya otobüs seferleri düzenleyebiliyorlar. Hatta çok güzel bir detay daha var ki yüzümü biraz güldürmüştü ilk gördüğümde. Çalışanlarınız bir arayüzde çalışmıyor, bayağı arabanızı alıp trafiğe çıkıyor. Birbirinizi gördüğünüzde korna çalmadan geçmeyin!

Bahsetmeden geçmemem gereken bir husus var. Taşıdığınız her yükün o kasabaların ekonomisine bir katkısı oluyor. Nasıl mı? Diyelim ki kamyonetinizi alıp bir sabah mısır çiftliğine gittiniz, kasa kasa mısır koçanlarını alıp kasanıza dizdiniz ve doğrudan fabrikaya üretime götürdünüz. O fabrikaya çalışmaya gelenler kasabaya yerleşiyor. Mısırlardan yapılan farklı ürünleri bu sefer de fabrikadan alıp süpermarketlere götürüyorsunuz ve orası satış yaptıkça kasabanın ekonomisi artıyor, artan ekonomi ise nüfusu artırıyor. Oyunun bazı kasabalarındaki işletmeleri kapalı göreceksiniz, kapılarında “Ne iş var ne insan, kapattık biz de,” yazıyor. Ama siz bu kasabaya yük getirdikçe oranın kalkınmaya başladığını göreceksiniz. Bu gerçekten işleri angarya ve saf para kazanmak yerine bir amaca dönüştürmeyi başarmış.
Parayı harcayacağınız son yer yer ise mülk ve arazi. Evet, oyunda farklı lokasyonlardan ev alıp içini dizayn edebiliyorsunuz veya boş bir arazi alıp kendinizce değerlendiriyorsunuz. Ev için mobilya sistemine de değinmek istiyorum çünkü ilk bakışta bana çok hoş gelse de ikinci ve üçüncü eve geçtiğinizde biraz yorucu olabilir. Evi The Sims oyunlarındaki gibi bir inşa moduna geçerek tasarlamıyorsunuz. Koltuk takımı mı lazım? Mobilya mağazasına kamyonet ile gidiyorsun, alıp kasana atıp eve geliyorsun. Hepsini tek tek nereye istiyorsanız da çekip yerleştiriyorsunuz. Dediğim gibi bu sistem ilk başta çok hoşuma gitmişti çünkü yeni ve detaylıydı ama daha büyük bir eve geçip daha fazla mobilya ihtiyacım olunca “Amaaan! Bir yatak bir masa tamam işte!” demem uzun sürmedi.
Simülasyon Demişken Kontroller Ne Alemde?
Beni en çok üzen nokta oyunun kontrolleri oldu ama ondan önce kısaca oyunun fiziklerine girmem lazım. Geliştirici ekibin araçların tonajları olsun, fizikleri ve özellikle de tekerleklerin gittikleri yola göre verdiklerini tepkiler üzerine çalıştıkları belli ama kullanılan kontrol türünden midir nedir asfaltı sıkı sıkıya tutan tekerler bazen sanki altında buz varmış gibi kayıyor. Ben ilk başta bu durumu klavye ile oynamaya bağlamıştım ama sonra kontrolcüyü taktığımda büyük bir hayal kırıklığına uğradım çünkü oyun belli ki kontrolcü desteği olsa da klavye için tasarlanmıştı. Çok fazla tuş olduğu için bazı özellikleri kullanmak için yine klavye kullanmanız gerekiyor. Araç sürüşü ise pek değişmedi doğrusu. Ağır vasıtalar yolu iyi tutarken normal binek araçlar sanki birkaç ton değildi üç dört kilogram gibi en ufak virajda kayıp gidiyor.

Haydi dedim kendime bu bir simülasyon, getir şu emektar direksiyon setlerinden biri. İki farklı direksiyon seti denemekti ilk başta amacım: Logitech G29 ve Moza R3. İlk başta G29’ü taktım ve Euro Truck Simulator 2 veya Snowrunner’da olduğu gibi hiçbir ön ayar beni karşılamadı. Ayarlara girip kendim hepsini sıfırdan yapayım dedim ama burada da oyunun ikinci falsosu ortaya çıktı… Arayüz. Bu yapımın en büyük günahı arayüz olabilir. Basit demek istemiyorum çünkü basit arayüz ayrı, ilkel arayüz ayrı. Bu oyunun arayüzü çok ilkel ve gezinmesi, kullanması hiç kolay değil. Zor bela en azından tırı götürecek kadar ayar yapıp biraz denedim ve sonuçlar fena sayılmazdı. Türün diğer oyunları kadar akıcı gelmese de ortalama bir simülasyon zevki verebilecek düzeyde diyebilirim.
E Artık Toplayalım…
Yukarıda bir yerde dediğim gibi, eğer bu türün meraklısı değilseniz Motor Town: Behind the Wheel sizin için ayda yılda bir açıp yarım saat oynayıp kapattığınız bir oyundan fazlası olmaz. Tercih edilen grafik ve sanat tasarımı da sizi içine çekmeyebilir ama türü seven biriyseniz bu tarz sizi hiç rahatsız etmeyecek, üstüne etkileyecektir. Neden mi? Işıklandırmalar bazen öyle bir hâl alıyor ki gerçekten büyüleniyorsunuz. Yol hiç kıvrılmasın, o doğan güneşe karşı mavi-mor ufka doğru süreyim veya güneş arkamda batarken kızıl turuncu renkleri arkama alıp gideyim istiyorsunuz. Evet, bunu da yapabiliyorsunuz. Arabanızı alıp, müziğinizi açıp dümdüz bir yolda (fazlasıyla var) dakikalarca düşüncelerinizi susturup kendinizi yola verebilirsiniz.

Motor Town: Behind the Wheel umut veren bir oyun. İşin şoförlük kısmı zaten tamam, piyasadaki diğer rakiplerine oranla simülasyon tarafına da biraz eğilmiş ama bunun seviyesini biraz daha artırıp işin içine bir tutam da yaşam simülasyonu katarsa adından sıkça bahsettirebilir. Erken erişim sürecini merakla takip edeceğim bir oyun olarak inceleme köşemize koyuyoruz.
RAGEMETRE
İyi Yönleri Olduğu Kadar…
– Meslek çeşitliliği fazla.
– Yük taşımanın onlarca farklı yolu var.
– Lojistik ile kasabaları kalkındırmak harika.
– Haritanın yoğun yerleri elle özenerek tasarlanmış.
– Işıklandırma bazen tablo gibi anlar yaratıyor.
– Hoş yaşam/şoför simülasyonu dokunuşları var.
Kötü Yönleri de Var…
– Arayüzü yirmi yıl önce bile ilkel sayılırdı.
– Kontrolcü ve direksiyon seti desteği yetersiz.
– Fiziksel bazen iyi çalışmıyor. Özellikle ufak arabaları yolda tutmak imkansız hâle geliyor.
– İşlerin kazanç oranlarında dengesizlik çıkabiliyor, ekonomi dengesi şart.

Bizden Çıkan Puan: 6.5 / 10
Motor Town: Behind the Wheel türün çoğu oyunun yapmaya cesaret edemediği yenilikleri hedefliyor ve bunu size basit de olsa gösteriyor. Erken erişimde sürekli gelişiyor ve gidecek yolu uzun; varacağı yer ise gerçekten güzel.

